Background gradient
Background gradient

/

Yaratıcı Eğitim Dünyasını Keşfet!

Dot Image
Dot Image

Zeynep Gül Bağan

5 dk

Kentlerde Keşfedilecek Oyunlar Peşinde

Bazı sesler ve sahneler, yetişkinlikte bile hiç unutulmuyor. Benim için bu, şöyle bir sestir:

Aşağı geliyor musun?
Yukarı dönen başlarını hep birlikte aşağıya indirirlerdi.
Hadi bir daha, birlikte!
Heceleyerek:
ZEYNEP, AŞAĞI GELSENE!

Zeynep, arkadaşlarının sesini duydu; içi kıpır kıpır oldu. Annesine baktı.
Akşam yemeğine kadar…
Tamam anne.

Bu sesi duyar duymaz, aşağıya koştur koştur inerdik. Akşam yemeğinden sonra ise binada kilim serip arkadaşlarımızla bir kez daha oynardık. Sokağın oyunu başkaydı, binanın oyunu başka… İki sokak ötede salıncaklı, kaydıraklı bir park olmasına rağmen, sokağın — bizim dilimizle “aşağının” — tadını hiçbiri vermezdi. Zaten bir çocuk mahallesindeki kaydıraktan kaç kez kayabilir ki? Birkaç kayıştan sonra kaydırak, kayılan değil tırmanılan bir oyun elemanına dönüşürdü. Tırmanmak ise çocukların en sevdiği şeylerden biridir.

Peki aşağıda başka neler olurdu?
Bir gün, kendimize bir baseball oyunu kurmuştuk; daha önce tek bir maç bile izlememiştik. Kurallar tamamen bize aitti. İhtiyacımız olan şeyler ise basitti: bir kalas, bir top ve oradan buradan bulduğumuz birkaç taş… “Aşağıda” ne oyunlar kurulurdu. En önemli malzememiz hayal gücümüz ve yaratıcılığımızdı.

Otoparklarda, kaldırımlarda, yapılış amacı çocukların oyun alanı olmayan mekânlarda bile… Ne günlerdi ama. Eğer şu an bu satırları okuyan bir yetişkinseniz, büyük ihtimalle gülümseyerek okudunuz.

Ne yazık ki bugünün kentlerinde, kendiliğinden gelişen oyun alanları ve çocukların sahiplendiği boşluklar giderek yok oluyor. Çocukların “aşağı” inmelerine dahi imkân tanımayan bir ortam oluşuyor. Bu konuyla ilgili mücadele edilmeli ve bu konuda ısrarcı olunmalıdır. Çocukların oyunlarını kendilerinin yaratabileceği, fonksiyonla önceden tanımlanmamış aradalıklara ihtiyaçları vardır.

Mekânda mümkün kılınmaya çalışılan bu belirsizlik ihtiyacı, modern kentin katılığına karşı oyunun gücünü savunan mimarların da temel çıkış noktasıdır. Nitekim Aldo van Eyck, tasarımın çocuğa bir rol dikte etmemesi; aksine onun keşiflerine zemin hazırlaması gerektiğini şu sözlerle vurgular:

“Oyun ekipmanlarının, çocukların zaten keşfedecekleri hareketlere uyacak basit şekillerde tasarlanması gerektiğini düşünüyorum. Zorlama fikirler geçici bir panayırda hoş olabilir; ama şehirde takla atma, tırmanma, atlama gibi, çocuğun zaten yapmakta olduğu şeyler için fırsat yaratmalıyız.”
Aldo van Eyck, Oyun Donanımı Tasarımı ve Oyun Alanlarının Düzenlenmesi Hakkında

Aldo van Eyck, savaş sonrası Hollanda’sında kentleri bir oyun ağıyla örerek tasarladığı oyun alanlarında; kamusal alanın içinde ya da binalar arasında kendi sınırlarını oluşturan, çocuğun hareketine ve oyun kurma becerisine sağduyuyla yaklaşan bir tasarım dili geliştirmiştir.

Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olan Amsterdam’daki Zeedijk Oyun Alanı, kenti yüksek bir duvarla dışarıda bırakan atıl bir araziyi, yalnızca 80 cm yüksekliğinde alçak bir tuğla duvarla çevreleyerek aradalığı yeniden tanımlar. Sınır, bir engel olmaktan çıkar; sokağı içeri davet eden bir basamağa dönüşür.

Zemin kaplamasında kullanılan beyaz beton karolar ile koyu kahverengi tuğlalar arasındaki malzeme farklılaşması, mekânı katı çizgilerle bölmek yerine çocukların oyun hareketlerine eşlik eden bir yüzey sunar. Tırmanma demirleri, kum havuzları ve oturma birimleri; belirli bir hiyerarşi kurmaksızın, birbiriyle ilişki içinde yerleştirilmiştir. Van Eyck burada mekânı bitmiş ve donmuş bir proje olarak değil, oyunun akışına göre şekillenen canlı bir sistem olarak kurgular. Ressam Joost van Roojen’in binaların kör cephelerini renklendirmesiyle oluşan atmosfer ise sınırları kapatmadan belirginleştirir ve Van Eyck’ın deyimiyle “insanın alanı bir kez daha görmesini” sağlar.


Zeedijk, 1955-1956. © Archive Aldo + Hannie van Eyck Foundation


Dijkstraat Oyun Alanı ise Van Eyck’ın bir başka müdahalesidir. İkinci Dünya Savaşı sırasında yıkılan bir evin yerinde kalan, iki bina arasındaki yaklaşık 10 x 25 metrelik dar ve atıl bir boşluk, Van Eyck tarafından yeniden canlandırılır. Tuğla ve beton taşlardan oluşan iki farklı zemin kaplaması birbirine geçirilerek bu boşluk, yaşayan bir oyun alanına dönüşür.

Dijkstraat, photograph, 1954.


Alan ortasında yer alan üçgen kum havuzu, iki farklı zemin dokusunun üzerine taşarak aradaki sınırı hem ayırır hem de birbirine bağlar. Oyun ekipmanları merkeze değil; alanın köşelerine ve diyagonal hatlarına yerleştirilmiştir. Sokak girişindeki barfiks demirleri, sokak ile oyun alanı arasındaki sınırı muğlaklaştırır; bu giriş, hem sokağın hem de oyunun bir parçası hâline gelir.

Çocuklar alana düz bir hat üzerinden değil, kavisli bir hareketle girer. Arka taraftaki atlama taşları ise onları bir döngüyle yeniden sokağa yönlendirir. Böylece oyun alanı, binalar arasında unutulmuş bir boşluk olmaktan çıkar; sokağın içine sızan ve süreklilik vadeden bir aradalık hâline gelir.¹


Dijkstraat, photograph, 1954. © Archive Aldo + Hannie van Eyck Foundation


Aldo van Eyck’ın kentin boşluklarında vücut bulan eylem odaklı yaklaşımını bugün sürdürebilmek, çocukların ihtiyaçlarını yine onlardan — yani oyunun içinden — öğrenmeyi gerektirir.

Çocukların oyun alanlarına yönelik beklentilerine birkaç park nesnesiyle hükmetmek yerine; onlar gibi meraklı kalarak bu süreci yürütmeliyiz. Tırmanmak, yürümek, yuvarlanmak ya da düşmek… Oyunun özünü, nesnelerde ya da sınırlarla tanımlanmış park alanlarında değil; eylemlerin kendisinde aramalıyız. Kağıt üzerinde biçimlendirilmiş, standartlaştırılmış parklardan ziyade; çocuğun sahiplenebildiği ve kent içinde görünürlük kazanan aradalıkların tasarımına odaklanmalıyız.

Bu bağlamda, Arkki modülleri kapsamında gerçekleştirilen “Hayalimdeki Oyun Alanı” atölyesini; çocukların cevaplarını merkeze alması ve yeni oyun alanı araştırmalarına rehberlik edebilecek çıktılar sunması bakımından oldukça değerli buluyorum. Van Eyck’ın tasarım yaklaşımıyla örtüşen bu tür çalışmalar, oyun alanlarını sabit nesnelere hapsetmek yerine; çocukların keşiflerine dayalı eylemleri görünür kılmaktadır.

Kentte çocuk görünürlüğünü ve katılımını artırmak için bu ve benzeri atölyeler, müşterek süreçlerle daha sık ve yaygın biçimde hayata geçirilmelidir. Katılımcı tasarım süreçlerinde çocukların sesini duymak ve onları oyun alanlarının tasarım müştereği hâline getirmek için bu tür metodolojilerle ilerlemeli; çocukların hayal gücüyle şekillenen aradalıkları düşünmeye vakit ayırmalıyız.

“Oyun ekipmanlarının, çocukların zaten keşfedecekleri hareketlere uyacak basit şekillerde tasarlanması gerektiğini düşünüyorum. Zorlama fikirler geçici bir panayırda hoş olabilir; ama şehirde takla atma, tırmanma, atlama gibi, çocuğun zaten yapmakta olduğu şeyler için fırsat yaratmalıyız.” — Aldo van Eyck

“Oyun ekipmanlarının, çocukların zaten keşfedecekleri hareketlere uyacak basit şekillerde tasarlanması gerektiğini düşünüyorum. Zorlama fikirler geçici bir panayırda hoş olabilir; ama şehirde takla atma, tırmanma, atlama gibi, çocuğun zaten yapmakta olduğu şeyler için fırsat yaratmalıyız.” — Aldo van Eyck

Son Yazılar

Takip Et:

Twiiter Icon
Twiiter Icon
Twiiter Icon
Linkedin Icon
Linkedin Icon
Linkedin Icon
Instagram Icon
Instagram Icon
Instagram Icon

Yaratıcı Eğitim Dünyamıza Katılın!

İlham verici içerikler, duyurular ve atölyelerden ilk siz haberdar olun. Çocuğunuz için yaratıcı bir gelecek burada başlıyor.

Yaratıcı Eğitim Dünyamıza Katılın!

İlham verici içerikler, duyurular ve atölyelerden ilk siz haberdar olun. Çocuğunuz için yaratıcı bir gelecek burada başlıyor.

Yaratıcı Eğitim Dünyamıza Katılın!

İlham verici içerikler, duyurular ve atölyelerden ilk siz haberdar olun. Çocuğunuz için yaratıcı bir gelecek burada başlıyor.